kamçatka ismini cumartesi günü akordeon arka müziği eşliğinde hoş bir radyo programında
duydum. yapımcı kitabı yüzeysel tanıttı. gayette yeterliydi.
program bittikten sonra semtimizin kitabevi erdal a rica ve sipariş ettim. bir haftada getirdi sağ
olsun.
bu bekleme süresi , kitabı okuma istediğini daha arttırdı.bir çırpıda okudum. hoş, güzel bir kitap.
su gibi aktı. yoğunluğu kuvvetli. anlaşılırlığı açık. hızlıca okunabilecek seviyede.
çevirisi de fena değil. birkaç cümleyi çevirmeden aktarmış. bunun dışında pek sorun yok gibi.
kamçatka nın dizin şeklide istediğim biçimdeydi. açık gökyüzü şeklinde. cümleler, paragraflar,
sayfalar arası geniş geniş. ferah ferah okunuyor.
kamçatka bir çocuğun dünyaya bakışıdır. okuyan herkes kendini çocukluğunda görür.
marcelo figueras ın güçlü diliyle de karşılaşır.
bu arada kapak çok güzel olmuş.
alıntılar
şu an tüm geçmişten daha büyüktür.
bana ne olduğumu söyle tanrı aşkına, o kadar değiştim ki artık kim olduğumu bilmiyorum.
ezilenlere kalbimde daima yer vardır.
biliyordum ki kimse otuzunda yaşlılıktan ölmez.
hayatın zorlu bir mücadeleyi tersine çevirme kapasitesi sizler için bir şey ifade etmiyor olabilir ama
bana kesinlikle çok şey anlatıyor.
değişimin nedeni başka çare olmamasıdır.
sezaryanın julio cesardan gelmesi.
dolce far niente , miskinlik yapmak güzeldir.
fiziksel hazırlık ve zihinsel odaklanma
zaman tuhaftır ve her şey aynı anda gerçekleşir.
henüz gençti ama çok çalışma ve az sevgi bir araya gelince genelikle zehirler.
çok yalnız ve üzgünüm burada ,bu terk edilmiş dünyada bir fikrim var, gitmek en çok istediğim
mekana.
kelimeler kemikler gibi bir destektir. peter gabriel.
çok zaman alan iki şey vardır. bilgelik ve telefon bağlatmak.
no puedo quitar los ojos de ti , gözlerimi senden alamıyorum.
birbirinin aynısı iki araba yoktur, ne birbirinin aynısı iki lamba, ne birbirinin aynısı iki an vardır.
coğrafya dersine ,önce yönümüzü nasıl bulacağımızı bularak başlasak daha iyi olmaz mıydı
soru sormak güzeldir, soru sormaya insan kurur, ölür.
yanlış soru yoktur, yanlış yanıt vardır.
beklemek en kötüdür. müebbet hapis cezasıdır.
sevdiklerinizi ama hepsinden önemlisi sevgiye ihtiyacı olanlar, delicesine sevin, çünkü sevgi tek
gerçekliktir. ışıktır. gerisiyse karanlıktır.
yeniden kendi mekanımda ,büsbütün ben olma ve hayatta kalmak için ,mücadele etmeyi bırakıp,
yaşamaya başlama anım geldi.
marcelo figueras
kamçatka
çeviri: seda ersavcı
doğan kitap
313 sayfa.
eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Temmuz 2014 Cuma
24 Temmuz 2014 Perşembe
ali şeriati - muhammed kimdir eleştirisi
ali şeriati , resulullah ın hayatını objektif bakış açısıyla yazmaya çalışmıştır.
dini bir kitaptan farklı, biyografi sınıfındadır.
islam tarihinde üzerinde mutabık olunmayan konulara pek girmemiş.
genel hatlar üzerinde durmuştur.
anlatılan konular belli bir sıra ve düzen içerisinde,okuyucuyu yormadan verilmiştir.
okuduğum kitap fecr yayınlarının 6. baskısıdır. sayfalar biraz kalın. benim pek hoşuma gitmedi.
ince sayfalar daha çekici geliyor bana.
son olarak kitabın kaynaklar kısmı kütüphane gibi, büyük hazine ( gerçek anlamda )
mevcut diğer resulullah biyografilerine alternatif bir eser.
ali şeriati nin yorumlarından uzak, felsefesinin ara verdiği bir kitaptır. yazarı tanımak için diğer
eserlerine bakmak daha sağlıklıdır.
kitaptan;
tarih yoktur, var olan sadece büyük önderlerdir. emerson
ama islamda en önemsiz sayılan şey resulullahın fetihleridir.
inna lillahi ve inna ileyhi raciun. ondan geldik ona döneceğiz.
yenilgi bir olayın diğer yönlerini gösterdiği için önemlidir.
mekkenin fethinden sonra verilen hutbede geçen adam öldürmeyin ve ağaç kesmeyin kısmı.
ben kimseyi üzgün ve gamlı olmaktan sakındırmadım. ben sadece inleyip sızlamayın dedim.
gam sevginin ürünüdür.sevgiyle aşina olmayan kimseyle, kimse sevgi üzerine ilgilenmesin.
insan hayatında devamlı kendi öz çehresini gizler.devamlı diğerlerinin gözüyle görünen bir çehrenin
altın da gizlenir. yani maske takar.
ali şeriati
muhammed kimdir?
fecr yayınları
çeviri: ali seyyidoğlu
352 sayfa.
dini bir kitaptan farklı, biyografi sınıfındadır.
islam tarihinde üzerinde mutabık olunmayan konulara pek girmemiş.
genel hatlar üzerinde durmuştur.
anlatılan konular belli bir sıra ve düzen içerisinde,okuyucuyu yormadan verilmiştir.
okuduğum kitap fecr yayınlarının 6. baskısıdır. sayfalar biraz kalın. benim pek hoşuma gitmedi.
ince sayfalar daha çekici geliyor bana.
son olarak kitabın kaynaklar kısmı kütüphane gibi, büyük hazine ( gerçek anlamda )
mevcut diğer resulullah biyografilerine alternatif bir eser.
ali şeriati nin yorumlarından uzak, felsefesinin ara verdiği bir kitaptır. yazarı tanımak için diğer
eserlerine bakmak daha sağlıklıdır.
kitaptan;
tarih yoktur, var olan sadece büyük önderlerdir. emerson
ama islamda en önemsiz sayılan şey resulullahın fetihleridir.
inna lillahi ve inna ileyhi raciun. ondan geldik ona döneceğiz.
yenilgi bir olayın diğer yönlerini gösterdiği için önemlidir.
mekkenin fethinden sonra verilen hutbede geçen adam öldürmeyin ve ağaç kesmeyin kısmı.
ben kimseyi üzgün ve gamlı olmaktan sakındırmadım. ben sadece inleyip sızlamayın dedim.
gam sevginin ürünüdür.sevgiyle aşina olmayan kimseyle, kimse sevgi üzerine ilgilenmesin.
insan hayatında devamlı kendi öz çehresini gizler.devamlı diğerlerinin gözüyle görünen bir çehrenin
altın da gizlenir. yani maske takar.
ali şeriati
muhammed kimdir?
fecr yayınları
çeviri: ali seyyidoğlu
352 sayfa.
11 Temmuz 2014 Cuma
goethe - genç werther in acıları
acılar üstüne kurgulanmış bir kitap.
başından sonuna acımı olur.
bir çırpıda okudun okudun, okumaz isen kalbinde günlerce sürecek sızı bırakır.
acı meyyalim olduğu için bu yapıda kitapları okurken ayrı bir odaklanıyorum. olayın içine atıyorum
kendimi. roman kahramanlarının görünmeyen arkadaşı oluyorum. onların acılarına ne çare, ne yoldaş
olabiliyorum.
bu hayatta da öyleyim galiba. hep güç , kuvvet talep ediyorum, kendimin ve başkalarının acılarını
dindirdirmeye.
goethe , alman bilgesidir. yazdığı eseri bunun açık ispatı niteliğindedir.
fazla teşbih sevmiyorum. kelimelerin anlam bakımdan zengin olması gerektiğini düşünüyorum.
özü zengin olmalı.
goethe teşbihden mümkün olduğunca uzak tasvirlerle öğütlerini doğrudan vermiştir.
benim için yeterli.
çeviri beklediğimden güzel.
okunması rahat.
alıntılara geçelim.
dünyada karışıklıklara yol açan şeylerin belki de hile ve kurnazlıktan çok, yanlış anlamalar ve
tembellik sebep oluyor.
alçak gönüllülükle , herşeyin nereye varacağını anlayan, bahçesini cennete çevirmesini bilen mutlu
insanlar, bir bahtsızın bile ağır bir yük altında yılmadan nasıl yolundan dönmediğini, herkesin hep
birlikte güneş ışığını bir dakikacık daha görmeye çalıştığını fark eden kimse rahat ve mutluluğa
erişmiştir.
kendi yetiştirdiği lahanayı sofrasına koyan insanın saf ve çoçukca sevincini hissedebildiğim için ne
kadar mutluyum.
aşksız yaşamak neye yarar sihirli fener ışıksız olur mu?
kendi istek ve ihtiyacı dışında yaranmak , para kazanmak , ün salmak ve buna benzer şeyler uğruna
çalışan bir kimse gerçekten budaladır.
insan kendi mutluğunu kendi yaratırmış.
başkaları beni yolumdan alıkoymazsa, onların kendi bildiğine gitmesine aldırmayacağım.
içimi kaynatan maya kayboldu.
çok şeye sahibim . ama onu düşünmek herşeyimi silip süpürüyor. nelerim var! fakat onsuz her şey
bana hiç oluyor.
goethe
genç wether in acıları
çeviri: tolga akdeniz
kumsaati yayınları
128 sayfa.
başından sonuna acımı olur.
bir çırpıda okudun okudun, okumaz isen kalbinde günlerce sürecek sızı bırakır.
acı meyyalim olduğu için bu yapıda kitapları okurken ayrı bir odaklanıyorum. olayın içine atıyorum
kendimi. roman kahramanlarının görünmeyen arkadaşı oluyorum. onların acılarına ne çare, ne yoldaş
olabiliyorum.
bu hayatta da öyleyim galiba. hep güç , kuvvet talep ediyorum, kendimin ve başkalarının acılarını
dindirdirmeye.
goethe , alman bilgesidir. yazdığı eseri bunun açık ispatı niteliğindedir.
fazla teşbih sevmiyorum. kelimelerin anlam bakımdan zengin olması gerektiğini düşünüyorum.
özü zengin olmalı.
goethe teşbihden mümkün olduğunca uzak tasvirlerle öğütlerini doğrudan vermiştir.
benim için yeterli.
çeviri beklediğimden güzel.
okunması rahat.
alıntılara geçelim.
dünyada karışıklıklara yol açan şeylerin belki de hile ve kurnazlıktan çok, yanlış anlamalar ve
tembellik sebep oluyor.
alçak gönüllülükle , herşeyin nereye varacağını anlayan, bahçesini cennete çevirmesini bilen mutlu
insanlar, bir bahtsızın bile ağır bir yük altında yılmadan nasıl yolundan dönmediğini, herkesin hep
birlikte güneş ışığını bir dakikacık daha görmeye çalıştığını fark eden kimse rahat ve mutluluğa
erişmiştir.
kendi yetiştirdiği lahanayı sofrasına koyan insanın saf ve çoçukca sevincini hissedebildiğim için ne
kadar mutluyum.
aşksız yaşamak neye yarar sihirli fener ışıksız olur mu?
kendi istek ve ihtiyacı dışında yaranmak , para kazanmak , ün salmak ve buna benzer şeyler uğruna
çalışan bir kimse gerçekten budaladır.
insan kendi mutluğunu kendi yaratırmış.
başkaları beni yolumdan alıkoymazsa, onların kendi bildiğine gitmesine aldırmayacağım.
içimi kaynatan maya kayboldu.
çok şeye sahibim . ama onu düşünmek herşeyimi silip süpürüyor. nelerim var! fakat onsuz her şey
bana hiç oluyor.
goethe
genç wether in acıları
çeviri: tolga akdeniz
kumsaati yayınları
128 sayfa.
28 Mayıs 2014 Çarşamba
gabriel garcia marquez - iyi kalpli erendira eleştirisi
gabriel garcia marquez in vefatının hemen sonra bu kitabını okumak istedim.
gerçekten de bir efsane mi? yanılsama mı diye?
bence efsane.
okuduğum kitap marquez in kısa hikayelerinden oluşmaktadır.
daha nobel edebiyat ödülünü almasından önce ki hikayeler.
hikayeler gerçekten sıradışı ve özgün.
başka bir yerde bu tarz hikayelere rastlamadım.
gerçek yaşamın içinde geçen hikayeler fakat ufak serpmelerle olağandışılıklar göze batmadan, hatta
büyük bir keyifle eklenmiş.
okuyucu hikayeleri bitirdikten sonra , antik yunandaki yarı hayvan-insan formlarını
çok değil elli sene önce varmış gibi hissediyor.
abartmıyorum büyü gibi bir şey bu hikayeler.
çeviride ortanın biraz iyisi, idare eder.
yani bu kitabın okunmaması için hiç bir sebep yok.
yazarında ününü hak etmemesi için.
kitaptan;
doğaüstü denilebilecek tek erdemi, gösterdiği sabırdı sanki.
Tanrım, Tanrım eski saflığımı geri ver bana, aşkının zevkine baştan varabileyim diye.
gabriel garcia marquez
iyi kalpli erendira
çeviri: inci kut
can yayınları
142 sayfa.
gerçekten de bir efsane mi? yanılsama mı diye?
bence efsane.
okuduğum kitap marquez in kısa hikayelerinden oluşmaktadır.
daha nobel edebiyat ödülünü almasından önce ki hikayeler.
hikayeler gerçekten sıradışı ve özgün.
başka bir yerde bu tarz hikayelere rastlamadım.
gerçek yaşamın içinde geçen hikayeler fakat ufak serpmelerle olağandışılıklar göze batmadan, hatta
büyük bir keyifle eklenmiş.
okuyucu hikayeleri bitirdikten sonra , antik yunandaki yarı hayvan-insan formlarını
çok değil elli sene önce varmış gibi hissediyor.
abartmıyorum büyü gibi bir şey bu hikayeler.
çeviride ortanın biraz iyisi, idare eder.
yani bu kitabın okunmaması için hiç bir sebep yok.
yazarında ününü hak etmemesi için.
kitaptan;
doğaüstü denilebilecek tek erdemi, gösterdiği sabırdı sanki.
Tanrım, Tanrım eski saflığımı geri ver bana, aşkının zevkine baştan varabileyim diye.
gabriel garcia marquez
iyi kalpli erendira
çeviri: inci kut
can yayınları
142 sayfa.
12 Nisan 2014 Cumartesi
anton pavloviç çehov - köpeğiyle dolaşan kadın eleştirisi
çehov , rus edebiyatının parlayan yıldızı ...
camekan sözleri gibi...
neyse
ilk cümlenin yavanlığını hala hissediyorum. çehov gerçekten edebi methiyelerin en güzelini hak eden
bir yazar.
on sayfalık hikayeler hayatınızı değiştirir.
hikayeleri okurken zaman durur.
bir hikayeyi birden fazla okuyunca, hatta iki paragraf okuyup yeniden başa dönünce, beyninizde her
tekrarda farklı bir kurgu oluşur.
okuyucu özgürdür.
küçük bir insan bile olsam bir eşya değilim ben.
kafeste özgürlüğü tatmadan ölen kuşlar.
başkalarının derdini unutabilmek için çok şeyi boyamak ,değiştirmek ya da kırmak gerekecekti.
bir cümle ne kadar güzel kurulmuş olursa olsun, ancak tasasız, heyecansız kişileri etkileyecektir.
ağzınıza almayın bu sözcüğü yakışmıyor.
***bono ile para bulamayan dolandırıcılarda mutsuz olduğunu söyler, fazla yağlandığı için rahatsız
olan boğada mutsuzdur.
yalanı gerçek, çirkinliği de güzellik sayıyorsunuz.
sonbahar kokuyordu istasyon, serin bir akşamdı.
iç hastalıkları kitabının sayfalarını bir merak hastasının özeniyle çevirirken, her gün ilacın birini
bırakıp, birini almaya başlarken bir rastlantı sonucu bana iyi gelen ilacı bulacağımı sanıyorum hep.
olgun bir insana yakışmayan şeyler.
yalnızca düşmanlarını hatırlar insanlar, dostlarını unuturlar.
yaşam onu ezip yok edene kadar alabildiğince çok şey almalıdır ondan.
***sevmemek, yele vermekmiş gençliği... ( bende bu söz için pervasızca sevdim )
***nedense beni de birisinin hatırladığını, bilmediğim bir yerde beklediğini, karşılaşmamızı istediğini
sanır gibi oluyorum.
yavaş yavaş yatıştı. sonra hiç acele etmeden bir şeyler yedi. beş bardak çay içip gidip yattı.
bugüne kadar aşk üzerine yazılanlar, söylenenler arasında sadece bir gerçek vardır. o da ; " bunda
büyük bir esrar var " cümlesidir.
birinci dereceden bir tüccar mı büyüktür, bir marangoz mu? elbette marangoz büyüktür çocuklarım.
anton pavloviç çehov
köpeğiyle dolaşan kadın
çeviri: ergin altay
türkiye işbankası kültür yayınları
681 sayfa.
camekan sözleri gibi...
neyse
ilk cümlenin yavanlığını hala hissediyorum. çehov gerçekten edebi methiyelerin en güzelini hak eden
bir yazar.
on sayfalık hikayeler hayatınızı değiştirir.
hikayeleri okurken zaman durur.
bir hikayeyi birden fazla okuyunca, hatta iki paragraf okuyup yeniden başa dönünce, beyninizde her
tekrarda farklı bir kurgu oluşur.
okuyucu özgürdür.
küçük bir insan bile olsam bir eşya değilim ben.
kafeste özgürlüğü tatmadan ölen kuşlar.
başkalarının derdini unutabilmek için çok şeyi boyamak ,değiştirmek ya da kırmak gerekecekti.
bir cümle ne kadar güzel kurulmuş olursa olsun, ancak tasasız, heyecansız kişileri etkileyecektir.
ağzınıza almayın bu sözcüğü yakışmıyor.
***bono ile para bulamayan dolandırıcılarda mutsuz olduğunu söyler, fazla yağlandığı için rahatsız
olan boğada mutsuzdur.
yalanı gerçek, çirkinliği de güzellik sayıyorsunuz.
sonbahar kokuyordu istasyon, serin bir akşamdı.
iç hastalıkları kitabının sayfalarını bir merak hastasının özeniyle çevirirken, her gün ilacın birini
bırakıp, birini almaya başlarken bir rastlantı sonucu bana iyi gelen ilacı bulacağımı sanıyorum hep.
olgun bir insana yakışmayan şeyler.
yalnızca düşmanlarını hatırlar insanlar, dostlarını unuturlar.
yaşam onu ezip yok edene kadar alabildiğince çok şey almalıdır ondan.
***sevmemek, yele vermekmiş gençliği... ( bende bu söz için pervasızca sevdim )
***nedense beni de birisinin hatırladığını, bilmediğim bir yerde beklediğini, karşılaşmamızı istediğini
sanır gibi oluyorum.
yavaş yavaş yatıştı. sonra hiç acele etmeden bir şeyler yedi. beş bardak çay içip gidip yattı.
bugüne kadar aşk üzerine yazılanlar, söylenenler arasında sadece bir gerçek vardır. o da ; " bunda
büyük bir esrar var " cümlesidir.
birinci dereceden bir tüccar mı büyüktür, bir marangoz mu? elbette marangoz büyüktür çocuklarım.
anton pavloviç çehov
köpeğiyle dolaşan kadın
çeviri: ergin altay
türkiye işbankası kültür yayınları
681 sayfa.
20 Şubat 2014 Perşembe
ernest hemingway - güneş de doğar eleştirisi
kısa bir sürede bitirdiğim kitap.
okumaya zamanım mı var ne?
şaka bir yana çok sürükleyici , okuyanı fransa sokaklarında dolaştırıp, ispanyada boğa güreşlerinde
mendil sallatıp, güneşin altında üstü başı kum tanecikli, plajda miskin miskin uzanan bir pozizyona
sokan kitap.
okuduğum baskı mart 1955 e ait, işin açıkçası ben güncel baskıları okumayı tercih ediyorum, zaman
bizim zamanımız , terimler, kullanılan deyimler bizim zamanımızdan olmalı.
kısacası güncel çeviriler daha bir keyifli geliyor.
neyse.
kitaptan göze çarpan kelime grupları
boş ver dedim, her memleket sinemada göründüğü gibidir zaten.
uykusuz gecelerde bu trenlerin gürültüsü fazla gelir.
gündüz gözüyle her olan bitene kabadayıca göğüs germek kolaydır ama gece iş değişir. Yapma Ernest !!!
beyaz ceketi mosmordu.
- anlaşılan herif çok şarap içmiş.
- yahut mor iç çamaşırı giyiyor.
- haydi soralım!
- yok, herif çok yorgun.
dünyada çok kalacak değiliz, hep beraber şenlenelim, iman edelim, şükredelim.
fransa da insanlar sizden hoşlansın istiyorsanız, kesenin ağzını biraz açınız. işte o kadar. bende kesenin
ağzını biraz açtım, garson hemen benden hoşlandı.
ernest hemingway
güneş de doğar
çeviri: filiz karabey
varlık yayınları
267 sayfa.
okumaya zamanım mı var ne?
şaka bir yana çok sürükleyici , okuyanı fransa sokaklarında dolaştırıp, ispanyada boğa güreşlerinde
mendil sallatıp, güneşin altında üstü başı kum tanecikli, plajda miskin miskin uzanan bir pozizyona
sokan kitap.
okuduğum baskı mart 1955 e ait, işin açıkçası ben güncel baskıları okumayı tercih ediyorum, zaman
bizim zamanımız , terimler, kullanılan deyimler bizim zamanımızdan olmalı.
kısacası güncel çeviriler daha bir keyifli geliyor.
neyse.
kitaptan göze çarpan kelime grupları
boş ver dedim, her memleket sinemada göründüğü gibidir zaten.
uykusuz gecelerde bu trenlerin gürültüsü fazla gelir.
gündüz gözüyle her olan bitene kabadayıca göğüs germek kolaydır ama gece iş değişir. Yapma Ernest !!!
beyaz ceketi mosmordu.
- anlaşılan herif çok şarap içmiş.
- yahut mor iç çamaşırı giyiyor.
- haydi soralım!
- yok, herif çok yorgun.
dünyada çok kalacak değiliz, hep beraber şenlenelim, iman edelim, şükredelim.
fransa da insanlar sizden hoşlansın istiyorsanız, kesenin ağzını biraz açınız. işte o kadar. bende kesenin
ağzını biraz açtım, garson hemen benden hoşlandı.
ernest hemingway
güneş de doğar
çeviri: filiz karabey
varlık yayınları
267 sayfa.
13 Şubat 2014 Perşembe
jean paul sartre - sözcükler eleştirisi
yazarın şiirsel otobiyografisidir.
kaynamasın diye önemle belirmek istiyorum. selahattin hilav dan çok usta bir çeviri olmuş.
kitap okuma zevki olarak çok keyifli, akıcılık olarak harika, odaklanma açısından oldukça zor.
cümlelerin sizi nereye götüreceği belli değil. sayfanın sonuna geldiğimde kendimi çoçukluğumda veya
çoçukluğumun geçtiği abzürt mekanlarda buldum.
sartre kendine bir taraftar daha eklemiş oldu.
bir iki sartre alıntı yapalım,
bilmiyorum, ama seçkin bir psikanalist yargısına katılıyorum, bende üstben yoktur.
komut vermekle, komutlara itaat etmek aynı şeydir.
o zamanlar bıyıksız bir öpüş, tuzsuz bir yumurta gibidir denir.
*** bundan ötürü acı çekmiyordum, çünkü her şey ödünç veriliyordu bana. *** viva sartre
sinema, açık gözle görünen rüyaya başka hiç bir yerde rastlamadım.
her şey olabilir, diyordum kendi kendime ve bu sözlerin anlamı şuydu ; her şeyi hayal edebilirim ben.
benim hikayemin mutlu bir sonu olacağına önceden karar verdiğim için, beklemedik olay bir aldatmaca,
yenilik de bir dış görünüş olabilirdi ancak.
jean paul sartre
sözcükler
çeviri: selahattin hilav
can yayınları
207 sayfa.
kaynamasın diye önemle belirmek istiyorum. selahattin hilav dan çok usta bir çeviri olmuş.
kitap okuma zevki olarak çok keyifli, akıcılık olarak harika, odaklanma açısından oldukça zor.
cümlelerin sizi nereye götüreceği belli değil. sayfanın sonuna geldiğimde kendimi çoçukluğumda veya
çoçukluğumun geçtiği abzürt mekanlarda buldum.
sartre kendine bir taraftar daha eklemiş oldu.
bir iki sartre alıntı yapalım,
bilmiyorum, ama seçkin bir psikanalist yargısına katılıyorum, bende üstben yoktur.
komut vermekle, komutlara itaat etmek aynı şeydir.
o zamanlar bıyıksız bir öpüş, tuzsuz bir yumurta gibidir denir.
*** bundan ötürü acı çekmiyordum, çünkü her şey ödünç veriliyordu bana. *** viva sartre
sinema, açık gözle görünen rüyaya başka hiç bir yerde rastlamadım.
her şey olabilir, diyordum kendi kendime ve bu sözlerin anlamı şuydu ; her şeyi hayal edebilirim ben.
benim hikayemin mutlu bir sonu olacağına önceden karar verdiğim için, beklemedik olay bir aldatmaca,
yenilik de bir dış görünüş olabilirdi ancak.
jean paul sartre
sözcükler
çeviri: selahattin hilav
can yayınları
207 sayfa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)