12 Kasım 2014 Çarşamba

desiderius erasmus - deliliğe övgü

kim seni övmezse sen kendini öv.

bu sefer alıntıyla başladım. sıra dışı kitaba nasıl başlasam diye düşünürken, aklıma gelen yöntemdi.

efsane kitaplardan biriyle daha karşı karşıyayım.

şu kısa hayat bu kadar eleştirilebilir mi, sorusunun ayrıntılı cevabını bu kitapta bulabileceğinizi

sanıyorum.

delilerden başka aşağı yukarı toplumun her kesimi eleştirilir. işin açıkçası sert eleştirileri ne kadar

çoksa haklılığıda o kadar çok.

çok geniş yelpazede  eleştirilerini sıralamış. tasvirlere pek girmeden direk sayılacak şekilde anlatımı

sürdürmüş. irili ufaklı fıkralarla kitap daha bir kültür yumağına dönüşmüş.

kitap okurken aklıma takılan diğer hususta anlatımını ilginç şekilde eduardo galeano ya benzettim.

önümdeki dört beş kitap olmasada ona da bu vesileyle yer verelim. sevdiğimden her yerde onu mu

görüyorum ne.

sonuç olarak farklı, alternatif görüşlerin yer aldığı, ilginç anlatımlara sahip bir kitap. okunması

gerekli. ön yargılara laf atan kitaplardan. alıntılarla daha net bir kanınız oluşur umarım.

kitabın baskısı olabildiğine kötüydü, kapağıda beğenmedim. çeviri fena değil. fakat imla yerlerde.

yayıncılık şirketi özen göstermeli.

ayrıca deliliğe talibim diyebilirim.

neyse alıntılar:

tekelerle ortak olmasını  rağmen, bilgelik işareti saydığı sakalını kestirmeyi başaramasamda onu asık

suratlı tavırlarından vazgeçirebilirim.

hoş ömür hiçbir tür bilgelik olmaksızın geçen ömürdür. sophokles

ancak delilik, gençliğin hızını yavaşlatır ve can sıkıcı ihtiyarlığı bizden uzaklaştırır.

dostluk bütün nimetlerin en büyüğüdür.

rica ederim söyleyiniz, insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi?

öz saygı olmayınca, edinimlerinizde ne hoşluk, ne güzellik, ne uygunluk kalır.

insanlar ne kadar bilgeyse mutluluktan o kadar uzaklaşır.

hiç yaşamamış bir insan için ölüm anın hepsi aynıdır.

çoğu zaman en delisi, daha az deli olana, daha samimiyetle güler.

önce servet toplamayı, sonra beden ihtiyaçlarını düşünmek, daha sonra da ruhları aklına gelir.

ruhunu madde altında ezme.

özetle istediğiniz yere gidiniz, papalara, prenslere, bilgelere, kanun adamlarına, dostlara, düşmanlara

büyüklere gidiniz. peşin parasız hiçbir şey elde edilemediğini  görürsünüz, bilgeler de parayı hor

gördüklerinden herkesin onlardan kaçması normaldir.


desiderius erasmus

çeviri: hasan ilhan

deliliğe övgü

alter yayıncılık

207 sayfa





31 Ekim 2014 Cuma

sabahattin ali - kürk mantolu madonna

herkesin bir efsanesi varsa, bizim efsanemizde sabahattin ali mi?

sabahattin ali nin kürk mantolu madonna sı kafamda ki edebiyatın yapı taşlarındandır.

kelimeleri, cümleleri, kurgusu tam benlik. iki üç kez okudum. her okuduğumda ayrı bir tat aldım.

yan komşumuzla yaptığım hayata karşı sohbetlerde ( dün akşam bunlardan biriydi ) hep yanımda bu

kitap oldu. aklımda bu kitap oldu.

kahramanın rahatlığı, hayata bakışı, garibanlığı beni çok etkiledi. onun düşünceleri, onun kelimeleri

benim cümlelerim benim kelimelerim oldu. burada ki iyelik eki, sahiplik değil, bende ki yansıması

anlamındadır.

dolayısıyla raif in yaptığı yolculuk beni çok etkiledi. berlin in sokaklarına, caddelerine, meydanlarına

sıkıldığımda kendini atmak istedim. balıkesir e gittim geldim. ve gittiğim tüm resim galerilerinde bir

de onun gözünden, onun madonna ya baktığı gibi resimlere bakmaya çalıştım.

okuyun,görün.

son olarak kürk mantolu madonna, bence roman değil hikayedir. nedeni ise öyle hissediyorum.

alıntılar;

ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş.

zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim.

bir ana bir ömür kadar hayat doldurduğumu bilerek yaşamak.

başkasını merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmek, ne kendimizi bu kadar büyük,

ne de başkasını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.

insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmete teşebbüs etmektense,

körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı

tercih ediyorlardı.

onun yaşadığı yerde yaşamak, onun gibi yaşamak değildir.

niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz etmekten kaçtığımız halde ilk

rastgeldiğimiz insan hakkında son kararını verip gönül rahatlığıyla öteye geçiyoruz.

ben bu kadını yedi yaşından beri okuduğum kitaplardan, beş yaşından beri kurduğum hayal

dünyasından tanıyorum.

asıl muhim olan, iki insanın birbirini bulması, bir derce güç olan şu dünyada, bu nadir saadete

ermektir.

dimağ: beyin bilinç

tezahür: ortaya çıkma, belirme

itizar : özür dileme

sabahattin ali

kürk mantolu madonna

yky yayınları

160 sayfa

27 Ekim 2014 Pazartesi

ferit edgü - o - hakkari de bir mevsim

bu şekil konular çok dikkatimi çekmiştir.

gezi , coğrafi, etnik konular.

bu kitapta hakkari de geçmiş , bir öğretim sezonundan bahsetmekte. kitabı okuduğum sürece

hakkari de yaşadım. buz gibi temiz havasını içime çektim. bol bol çay içtim.

tezek kokusuyla ısındım. karlı dağ manzaralarına takılı kaldım. köpeklerle arkadaş oldum. kendi 

kendime yetmeye çalıştım. kürtçe dinledim. kürtçe konuşmaya çalıştım. kokuşmuş devlet dairelerine

sövdüm. uzun bir otobüs yolculuğu yaptım. bir kere gözüm doldu. pek çok kez güldüm. uykum

gelmedi kitabı bitirene kadar. bitirince yine uykum kaçtı. yalın ayaklı çocuklar gözümün önüne geldi.

yine karlı dağlar. burnu akan çocuklar. ölen bebekler. toz toprak.

sanırım kitabı ikinci okuyuşum. çok tat aldım. bu tatların da bir kısmını yukarıda anlatmaya çalıştım.

okumaya değeceğine inandığım bir kitap.

ferit edgü nün anlatığı konuyu çok sevdim, anlatım biçimi, anlatımı konuya göre eksik kalmış gibi.

şiirsellikle, düz yazı arasında kalmış. ya o ya o olsa daha hoşuma gidiyor.

kullanılan farklı kelime sayısı biraz az. daha geniş kelime dağarcığı olabilirdi.

ama okuyun :) sadece o yukarıda ki duyguları test etmek için bile okunabilir.

* bir savaşçı için düş gerçek demektir.

ayaklarında taşıt lastiklerinde kesilip biçilmiş ayakkabılar olan.

talihin açık olsun yabancı.

yolcu bir gün yolunu yitirirse artık eski yolunu bulmaya çalışmamalı yeni bir yol aramalı kendine.

yaşasın fotoğraf, yaşasın bana bunları yazdıran sevgili, yaşasın içine sıçtığım uygarlığı, onlar için yaşasın

başına ne gelirse gelsin, nerede olursa ol, yaşamını sürdürmeyi bil.

insanoğlu kendine yetmeyi bilseydi, önemli bir sorunu çözümlemiş olurdu.

yabancıya yaban gerek.


ferit edgü

o - hakkari de bir mevsim

yky yayınları

195 sayfa




21 Ekim 2014 Salı

kakuzo okakura - çay kitabı

çay olsa da içsek.

kalkim bi çay demlim.

ne ! çay mı bitmiş.

şekersiz.

bu cümleleri kendimi bildim bileli kuruyorum. çay tiryakisi olmasam da, çay sever diyebilirim kendime.

çay bardağının dış görünüşüne az önem verdim hep, demiyle ilgilendim.

böylece çaya ufak parantez açıp kitaba dönelim.

çay kitabı, ilk gördüğümde içimde okuma hissi uyandıran, porselen, kullanışlı demliğin fotoğrafını

kapağında barındıran , ince, akışkan, okunası bir kitap.

bu kitapla çay ın uzak doğu kültüründe ki yerini tespit edebilirsin. zen, tao, konfuçyus, buda kitabın her yerinde.

ilginç uzak doğu hikayeleride mevcut. meraklısına.

eklemekte fayda var. çeviri biraz yavan kalmış gibi. cümlelerde düşüklük söz konusu. ufak tefek yazım hatası da var.

okunursa iyi olur. olabilir.

alıntılar;

çayı ilkin ilaç olarak kullanılmaya başlandı, zamanla bir içeceğe dönüştü.

insanoğlunun trajikomik hayat mücadelesine ilgisiz kalanlara kendi aramızda " çaysız adam " derdik.

sadece söylemen gerektiğini söyleyin susmak bir nezaket göstergesidir.

aslında modern insanların cennetini büyük güç ve servet mücadelesi bozdu.

taoistler toplum kurallarına ve ahlaki değerlere ağızlarına geleni söyleyenlerdir. çünkü onlar için doğru ve yanlış göreli kavramlardır.

tanımlama her zaman kısıtlamadır. tanımlar sabit ve değişmez.

ahlaki standartlarımız toplumun eski ihtiyaçları tarafından şekillenmiştir. Ama toplum her zaman aynı mı kalır?

dünyanın kendisi oldukça saçma iken birisi nasıl olur da dünya hakkında bu derece ciddi olabilir.

merhamet, tasarruf, alçakgönüllülük

içinde bulunduğumuz demokratik çağda insanlar kendi duygularını göz ardı ederek çoğunluğun iyi olarak nitelediği şeylere yönliyor.

birisi kendini güzelleştirmediği sürece güzele yaklaşmasıda mümkün değildir.

farkına varmak istersek mükemmelliğin her yerde olduğunu görürüz.

kakuzo okakura

çeviri: ece attila

çay kitabı

alakarga yayınları

75 sayfa





28 Eylül 2014 Pazar

oğuz atay - tutunamayanlar eleştirisi

eylül ayı geldi geçti bile, kütüphane çalışmasından dolayı okumalar azaldı. Eylül itibariyle havalar da

karardı.

gel zaman git zaman oğuz atay' ın tutunamayanlarını yeni bitirdim. ilginç, okunası kitaplardan. hatta

onların ilk sıralarında geliyor.

işi açıkçası anlaşılması ve okuması zor olan çalışmalardan değil. ara ara romanlarda rastladığımız

benim pek beğenmediğim konu dağılması, konu genişlerken kurgu patlaması gibi olaylar söz konusu.

fakat şiirsel anlatımı, değindiği konular, kahramanların tutunamaması beni romanın içine çekti.

okudukça açılıyor, açıldıkça okuyor.

sen de oku derim.

kitabı bende canlı tutan alıntılara geçelim.

o, ömrü boyunca hep acele etmiştir. bu yüzden de hep geç kalmıştır.


üçüncü boyutunu kaybedip, bir düzlem olacaksın ve bende seni duvarda bir çiviye asacağım.

başka bir hayatın olabilirdi selim. seni istemeyenlerin dışında  bir düzen kurabilirdin.

hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir.

özellikle en yakınınız sizi aptalca bir yarışma duygusuna sürükler.

hürriyeti seçti, yani sokağa düştü.

mağlubiyet hakkındaki hükmü tarihe bırakalım ve serencama devam edelim.

hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz.

ne yapmalı, bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlık benimseyerek,bu renksiz kokusuz varlıkla yetinmeli mi? yoksa başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı,köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi?

kendini çözemeyen kişi kendi dışında, hiç bir sorunu çözemez.

düzenli bir çalışma düzenine girebilmek için, üç temel sorunu çözmek gerekir. kendini tanımak kendini eleştirmek, dış etkenlerin uyutucu durgunluğuna kapılmamak.

onların düzenini korumak için gerekli olan sahte değerlere öem vermeyelim.

ne olur tutma artık beni hece vezniyle, allahın, senin ve tüm sevenlerin izniyle, çözülsün zincirlerim tutulan kol çalışsın. bir espri uğruna harcatmayın, alışsın.

tutunamayanlar, anlatamıyorlar ,anlatılmayanı.

hayat çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktı.

gökten bir musibet insin. lakin bu kavga dinsin.bu ehli sefalet dinsin. bana yardımcı olan sensin.

eşyam sadece basit bir iki tahta parçasından ibaretti,bu kadar şeyde bana tefekkür için yetti.

tarih bir tahriften ibarettir.

insanlar yüzünüze bakınca sizden bir şeyler koparabileceğini düşünmemeli.

bu ikinci sınıf pastahanede oturmuş boş hayaller kuruyorum.

yeni bir dünya var anlıyor musun olric? her şeyi geride bırakmak gerekiyor.

yarından korktuğumuz için, düne köle gibi bağlanacak mıyız?

bütün hayatımızı yersiz çekingenliklerle mi geçireceğiz olric?

manava inandığım halde beni aldatıyor namussuz.

daha adını öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum.

anlamasa da olur. kimse anlamasa da olur gerçek hürriyet budur olric. ben anlıyorum anlatamasam da olur.

cennet muhallebiden duvarlar demek değildir. sayın yetkili cennet insanları birbirlerini dinlemeleri demektir. birbirlerini anlamaları, birbirlerinin farkında lmaları demektir.

duvarları yıkmayı akıl ederse ,sıkıcı olmamayı da becerirler.

beter olsun diyeceğim oysa beter olan benim.

kendimden kuşkulanmadığım için, kimse de bende kuşkulanmayacak.

tek başın bir tadı olmuyor başarısızlığın.

oğuz atay

tutunamayanlar

iletişim yayınları

724 sayfa.









16 Ağustos 2014 Cumartesi

metin yeğin - adları ve yüzleri olmayanlar - marcos'la on gün

yazar kitabını şöyle bitiriyor, paranın dünyasına ve bütün otoritelere kafa 

tutan zapatist dünyasının dilini anlatmaya çalıştık.

teşekkür ederim, telsiz konuşmalarında ki gibi cevaplayacak olursam anlaşıldı,

açık ve net.


yolculuk, seyahat yazılarının sıkı taraftarıyım. 

belki hiçbir zaman gidilemeyecek yerlere okuyucuları götürüyor.

anlatılan dilin kuvvetide bizi aynı oranda olayın iç.ine sokuyor.

metin yeğin in 15 yıl önce çıktığı yolculuğa bende çıkmak isterdim. ona yoldaş olmak isterdim.

meksikanın dağlarında ,tepelerinde, tropik ormanlarında amaç uğruna gezilerimi tamamlamak isterdim.

latin amerikanın bir ülkesinden başka bir ülkesine geçmek isterdim.

hayattan hep çok şey istedim. ama sahiplik dürtüsü olmadan. neyse.

biz de elbet kendi hikayemizi yazarız.

ilgimin fazla oluşundan dolayı , gezi yazılarını hızlı okurum.

bir veya iki gecede biter. dolayısıyla değerlendirmek daha kolay olur. 

kitabın başı ve sonuyla ilgili bütünlüğü korursun.

adları ve yüzleri olmayanlara gelince, kitap gezi notları, bilgiler, mektuplarla dolu, aydınlatıcı bir kitap.

edebi akıcılık cümle bütünlüğü daha iyi olabilir. biraz yavan geldi bana. bir de kitapta çok tekrar yapılmış.

olaylar iki defa okuyucuya aktarılmış.

sonuç olarak kitap 4 gözle pür dikkat okunmalı. hayata karşı nasıl mücadele edilmeli, yeni sorular eklenmeli.

alıntılar

zapata vive, la lucha sigue zapata yaşıyor, mücadele sürüyor.

latin amerikanın övülesi umursamazlığı

ben başka bir şeyden bahsediyorum, esmeye başlayan başka bir rüzgardan. supmarcos

renkler değişecek, diller, mekan, isimler değişecek,fakat insanlar,sömürü yoksulluk ve ölüm aynı.

rüzgar, yağmur ve güneş bize toprağı ne zaman ekeceğimizi biçeceğimizi söylediği gibi, umudunda yeşertilip biçileceğini söyle.

companeros yoldaşlar

eğer tarihi yazanların sesi ziadesiyle duyulmuyorsa, bu zulmedilmişlerin sesinin henüz çıkmadığındandır.

ölüler sadece unutuldukları zman ölüdürler.

salven ip, salven se. onu kurtar, kendinide kurtar.

lacandona ormanları

ezilenlerin kendi isimleri ve tarihleri, kendi mücadeleleri ve özlemleri vardır.

kıta shawe vazgeçme

dikilmesi ve büyütülmesi gereken bir ağaç, tutuşturulması gerekn bir hayal. submarcos

demokrosi özgürlük adalet

bakmayı öğrenmek

bakmak ve savaşmak , bakışlarını yönetmeyi bilen için yeterli değildir,sabırlı ve güçlü olmalısın.

biz iktidarı değil, dans edebileceğimiz bir yer istiyoruz. supmarcos

her şey heskes için, hiçbir şey bizim için değil.

adios, astala victoria . khoşçakal, zaferde görüşürüz.

kumandan tacho, davido ve kadın kumandan ramona

bir yüzü ve adı olanlar, maskesiz ve silahsız fakat herşeye karşın yine zapatistalar...

sivil ve barışçıl mücadele için.

onalara ve herkese söylemek isterim ki hiçbir şey cezadan muaf değildir. supmarcos

biz insanlara inanıyoruz. biz insan doğasının iyi olduğuna inanıyoruz.

biz bir soru hareketiyiz.

artık burda bizimsavaşmak başka bir çaremiz yok ve kazanmak zorundayız. çünkü eğer kaybedersek insalıkta kaybedecek.

eğer bize ne istediğmizi sorarsanız, utanmazca cevap veririz, taqrihe çizik atmak.

neoliberalizmin vahşi markerketinin bize sattığından daha başka değişik bir dünya mümkün.

Marcos,israilde filistinli, bosnada müslüman, saat ondan sonra dünyanın herhangi bir yerinde kadın, san franciscoda bir gay ve meksikada bir zapatistadır.


adları ve yüzleri olmayanlar 

marcos la on gün 

metin yeğin

su yayınları

198 sayfa.

10 Ağustos 2014 Pazar

gabriel de tarde - geleceğin tarihinden alıntılar

günün sonuna gelmiştim.amma yorucu gündü. sıcak, şevkatli akşam yemeğinden sonra çay

eşliğinde annemle sohbete başladık. açık radyoda  duyduğu , gabriel de tarde yle bende dolaylı

tanışmış oldum.

gabriel de tarde nin yazıları seneler sonra takipçisi tarafından derlenmiş ve kitaplaşmış. Bu şekildeki

derlemeler bana çok dramatik geliyor.

Geleceğin insan yaşamından kesitler sunmuş. Günümüze pay biçilen olaylar , tasvirler.

Gabriel de tarde nin geniş hayal dünyasına bakış atmış bulunduk.

Okunması kolay, çevirisi vasat bir kitap olmuş. Fakat bu tip kitapların dilimize kazandırılması,

okuyabilme fırsatı sunulması çok önemli.

geleceğe yönelen , geleceği anlatan kitaplar çok hoşuma gidiyor. Zaman makinesini yaşıyorum.

kitabın inceliği bu zevkime sekte vursa da, keyifle okuduğum kitaplar hanesine ekliyorum.

Alıntılar

artık insanlar başkasının payını ve kısmetini elde etmeye çalışmıyordu.

unutmak mutluluğun başlangıcıdır.

belli bir süre sonra ihtiraslı biri kalmadı artık.

öyle bir sessizlik ki duvarın kalınlığına rağmen kar yağışı duyuluyordu adeta.

ortadan kalkan ihtiyaçların kalplerde bıraktığı boşluğu yetenekler alıyor.

sanatçı keyif için yaratır, sadece bu şekilde yaratabilir.

kendine hizmet etmek ve karşılıklı hizmet etmek.

şu bizim yeraltı dünyamızda kadınlarımızdan daha güzel ve daha doğal bir şey yoktu gerçekten.

sevilen kadından başka vatan yok artık şimdi, ona duyulan özlemin verdiği acıdan başka acı yok

artık.

gabriel de tarde

geleceğin tarihinden alıntılar

asıl dil: fransızca

çeviri: özcan doğan

say yayınları

112 sayfa.