kim seni övmezse sen kendini öv.
bu sefer alıntıyla başladım. sıra dışı kitaba nasıl başlasam diye düşünürken, aklıma gelen yöntemdi.
efsane kitaplardan biriyle daha karşı karşıyayım.
şu kısa hayat bu kadar eleştirilebilir mi, sorusunun ayrıntılı cevabını bu kitapta bulabileceğinizi
sanıyorum.
delilerden başka aşağı yukarı toplumun her kesimi eleştirilir. işin açıkçası sert eleştirileri ne kadar
çoksa haklılığıda o kadar çok.
çok geniş yelpazede eleştirilerini sıralamış. tasvirlere pek girmeden direk sayılacak şekilde anlatımı
sürdürmüş. irili ufaklı fıkralarla kitap daha bir kültür yumağına dönüşmüş.
kitap okurken aklıma takılan diğer hususta anlatımını ilginç şekilde eduardo galeano ya benzettim.
önümdeki dört beş kitap olmasada ona da bu vesileyle yer verelim. sevdiğimden her yerde onu mu
görüyorum ne.
sonuç olarak farklı, alternatif görüşlerin yer aldığı, ilginç anlatımlara sahip bir kitap. okunması
gerekli. ön yargılara laf atan kitaplardan. alıntılarla daha net bir kanınız oluşur umarım.
kitabın baskısı olabildiğine kötüydü, kapağıda beğenmedim. çeviri fena değil. fakat imla yerlerde.
yayıncılık şirketi özen göstermeli.
ayrıca deliliğe talibim diyebilirim.
neyse alıntılar:
tekelerle ortak olmasını rağmen, bilgelik işareti saydığı sakalını kestirmeyi başaramasamda onu asık
suratlı tavırlarından vazgeçirebilirim.
hoş ömür hiçbir tür bilgelik olmaksızın geçen ömürdür. sophokles
ancak delilik, gençliğin hızını yavaşlatır ve can sıkıcı ihtiyarlığı bizden uzaklaştırır.
dostluk bütün nimetlerin en büyüğüdür.
rica ederim söyleyiniz, insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi?
öz saygı olmayınca, edinimlerinizde ne hoşluk, ne güzellik, ne uygunluk kalır.
insanlar ne kadar bilgeyse mutluluktan o kadar uzaklaşır.
hiç yaşamamış bir insan için ölüm anın hepsi aynıdır.
çoğu zaman en delisi, daha az deli olana, daha samimiyetle güler.
önce servet toplamayı, sonra beden ihtiyaçlarını düşünmek, daha sonra da ruhları aklına gelir.
ruhunu madde altında ezme.
özetle istediğiniz yere gidiniz, papalara, prenslere, bilgelere, kanun adamlarına, dostlara, düşmanlara
büyüklere gidiniz. peşin parasız hiçbir şey elde edilemediğini görürsünüz, bilgeler de parayı hor
gördüklerinden herkesin onlardan kaçması normaldir.
desiderius erasmus
çeviri: hasan ilhan
deliliğe övgü
alter yayıncılık
207 sayfa
12 Kasım 2014 Çarşamba
31 Ekim 2014 Cuma
sabahattin ali - kürk mantolu madonna
herkesin bir efsanesi varsa, bizim efsanemizde sabahattin ali mi?
sabahattin ali nin kürk mantolu madonna sı kafamda ki edebiyatın yapı taşlarındandır.
kelimeleri, cümleleri, kurgusu tam benlik. iki üç kez okudum. her okuduğumda ayrı bir tat aldım.
yan komşumuzla yaptığım hayata karşı sohbetlerde ( dün akşam bunlardan biriydi ) hep yanımda bu
kitap oldu. aklımda bu kitap oldu.
kahramanın rahatlığı, hayata bakışı, garibanlığı beni çok etkiledi. onun düşünceleri, onun kelimeleri
benim cümlelerim benim kelimelerim oldu. burada ki iyelik eki, sahiplik değil, bende ki yansıması
anlamındadır.
dolayısıyla raif in yaptığı yolculuk beni çok etkiledi. berlin in sokaklarına, caddelerine, meydanlarına
sıkıldığımda kendini atmak istedim. balıkesir e gittim geldim. ve gittiğim tüm resim galerilerinde bir
de onun gözünden, onun madonna ya baktığı gibi resimlere bakmaya çalıştım.
okuyun,görün.
son olarak kürk mantolu madonna, bence roman değil hikayedir. nedeni ise öyle hissediyorum.
alıntılar;
ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş.
zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim.
bir ana bir ömür kadar hayat doldurduğumu bilerek yaşamak.
başkasını merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmek, ne kendimizi bu kadar büyük,
ne de başkasını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.
insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmete teşebbüs etmektense,
körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı
tercih ediyorlardı.
onun yaşadığı yerde yaşamak, onun gibi yaşamak değildir.
niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz etmekten kaçtığımız halde ilk
rastgeldiğimiz insan hakkında son kararını verip gönül rahatlığıyla öteye geçiyoruz.
ben bu kadını yedi yaşından beri okuduğum kitaplardan, beş yaşından beri kurduğum hayal
dünyasından tanıyorum.
asıl muhim olan, iki insanın birbirini bulması, bir derce güç olan şu dünyada, bu nadir saadete
ermektir.
dimağ: beyin bilinç
tezahür: ortaya çıkma, belirme
itizar : özür dileme
sabahattin ali
kürk mantolu madonna
yky yayınları
160 sayfa
sabahattin ali nin kürk mantolu madonna sı kafamda ki edebiyatın yapı taşlarındandır.
kelimeleri, cümleleri, kurgusu tam benlik. iki üç kez okudum. her okuduğumda ayrı bir tat aldım.
yan komşumuzla yaptığım hayata karşı sohbetlerde ( dün akşam bunlardan biriydi ) hep yanımda bu
kitap oldu. aklımda bu kitap oldu.
kahramanın rahatlığı, hayata bakışı, garibanlığı beni çok etkiledi. onun düşünceleri, onun kelimeleri
benim cümlelerim benim kelimelerim oldu. burada ki iyelik eki, sahiplik değil, bende ki yansıması
anlamındadır.
dolayısıyla raif in yaptığı yolculuk beni çok etkiledi. berlin in sokaklarına, caddelerine, meydanlarına
sıkıldığımda kendini atmak istedim. balıkesir e gittim geldim. ve gittiğim tüm resim galerilerinde bir
de onun gözünden, onun madonna ya baktığı gibi resimlere bakmaya çalıştım.
okuyun,görün.
son olarak kürk mantolu madonna, bence roman değil hikayedir. nedeni ise öyle hissediyorum.
alıntılar;
ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş.
zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim.
bir ana bir ömür kadar hayat doldurduğumu bilerek yaşamak.
başkasını merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmek, ne kendimizi bu kadar büyük,
ne de başkasını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.
insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmete teşebbüs etmektense,
körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı
tercih ediyorlardı.
onun yaşadığı yerde yaşamak, onun gibi yaşamak değildir.
niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz etmekten kaçtığımız halde ilk
rastgeldiğimiz insan hakkında son kararını verip gönül rahatlığıyla öteye geçiyoruz.
ben bu kadını yedi yaşından beri okuduğum kitaplardan, beş yaşından beri kurduğum hayal
dünyasından tanıyorum.
asıl muhim olan, iki insanın birbirini bulması, bir derce güç olan şu dünyada, bu nadir saadete
ermektir.
dimağ: beyin bilinç
tezahür: ortaya çıkma, belirme
itizar : özür dileme
sabahattin ali
kürk mantolu madonna
yky yayınları
160 sayfa
27 Ekim 2014 Pazartesi
ferit edgü - o - hakkari de bir mevsim
bu şekil konular çok dikkatimi çekmiştir.
gezi , coğrafi, etnik konular.
bu kitapta hakkari de geçmiş , bir öğretim sezonundan bahsetmekte. kitabı okuduğum sürece
hakkari de yaşadım. buz gibi temiz havasını içime çektim. bol bol çay içtim.
tezek kokusuyla ısındım. karlı dağ manzaralarına takılı kaldım. köpeklerle arkadaş oldum. kendi
gezi , coğrafi, etnik konular.
bu kitapta hakkari de geçmiş , bir öğretim sezonundan bahsetmekte. kitabı okuduğum sürece
hakkari de yaşadım. buz gibi temiz havasını içime çektim. bol bol çay içtim.
tezek kokusuyla ısındım. karlı dağ manzaralarına takılı kaldım. köpeklerle arkadaş oldum. kendi
kendime yetmeye çalıştım. kürtçe dinledim. kürtçe konuşmaya çalıştım. kokuşmuş devlet dairelerine
sövdüm. uzun bir otobüs yolculuğu yaptım. bir kere gözüm doldu. pek çok kez güldüm. uykum
gelmedi kitabı bitirene kadar. bitirince yine uykum kaçtı. yalın ayaklı çocuklar gözümün önüne geldi.
yine karlı dağlar. burnu akan çocuklar. ölen bebekler. toz toprak.
sanırım kitabı ikinci okuyuşum. çok tat aldım. bu tatların da bir kısmını yukarıda anlatmaya çalıştım.
okumaya değeceğine inandığım bir kitap.
ferit edgü nün anlatığı konuyu çok sevdim, anlatım biçimi, anlatımı konuya göre eksik kalmış gibi.
şiirsellikle, düz yazı arasında kalmış. ya o ya o olsa daha hoşuma gidiyor.
kullanılan farklı kelime sayısı biraz az. daha geniş kelime dağarcığı olabilirdi.
ama okuyun :) sadece o yukarıda ki duyguları test etmek için bile okunabilir.
* bir savaşçı için düş gerçek demektir.
ayaklarında taşıt lastiklerinde kesilip biçilmiş ayakkabılar olan.
talihin açık olsun yabancı.
yolcu bir gün yolunu yitirirse artık eski yolunu bulmaya çalışmamalı yeni bir yol aramalı kendine.
yaşasın fotoğraf, yaşasın bana bunları yazdıran sevgili, yaşasın içine sıçtığım uygarlığı, onlar için yaşasın
başına ne gelirse gelsin, nerede olursa ol, yaşamını sürdürmeyi bil.
insanoğlu kendine yetmeyi bilseydi, önemli bir sorunu çözümlemiş olurdu.
yabancıya yaban gerek.
ferit edgü
o - hakkari de bir mevsim
yky yayınları
195 sayfa
sövdüm. uzun bir otobüs yolculuğu yaptım. bir kere gözüm doldu. pek çok kez güldüm. uykum
gelmedi kitabı bitirene kadar. bitirince yine uykum kaçtı. yalın ayaklı çocuklar gözümün önüne geldi.
yine karlı dağlar. burnu akan çocuklar. ölen bebekler. toz toprak.
sanırım kitabı ikinci okuyuşum. çok tat aldım. bu tatların da bir kısmını yukarıda anlatmaya çalıştım.
okumaya değeceğine inandığım bir kitap.
ferit edgü nün anlatığı konuyu çok sevdim, anlatım biçimi, anlatımı konuya göre eksik kalmış gibi.
şiirsellikle, düz yazı arasında kalmış. ya o ya o olsa daha hoşuma gidiyor.
kullanılan farklı kelime sayısı biraz az. daha geniş kelime dağarcığı olabilirdi.
ama okuyun :) sadece o yukarıda ki duyguları test etmek için bile okunabilir.
* bir savaşçı için düş gerçek demektir.
ayaklarında taşıt lastiklerinde kesilip biçilmiş ayakkabılar olan.
talihin açık olsun yabancı.
yolcu bir gün yolunu yitirirse artık eski yolunu bulmaya çalışmamalı yeni bir yol aramalı kendine.
yaşasın fotoğraf, yaşasın bana bunları yazdıran sevgili, yaşasın içine sıçtığım uygarlığı, onlar için yaşasın
başına ne gelirse gelsin, nerede olursa ol, yaşamını sürdürmeyi bil.
insanoğlu kendine yetmeyi bilseydi, önemli bir sorunu çözümlemiş olurdu.
yabancıya yaban gerek.
ferit edgü
o - hakkari de bir mevsim
yky yayınları
195 sayfa
21 Ekim 2014 Salı
kakuzo okakura - çay kitabı
çay olsa da içsek.
kalkim bi çay demlim.
ne ! çay mı bitmiş.
şekersiz.
bu cümleleri kendimi bildim bileli kuruyorum. çay tiryakisi olmasam da, çay sever diyebilirim kendime.
çay bardağının dış görünüşüne az önem verdim hep, demiyle ilgilendim.
böylece çaya ufak parantez açıp kitaba dönelim.
çay kitabı, ilk gördüğümde içimde okuma hissi uyandıran, porselen, kullanışlı demliğin fotoğrafını
kapağında barındıran , ince, akışkan, okunası bir kitap.
bu kitapla çay ın uzak doğu kültüründe ki yerini tespit edebilirsin. zen, tao, konfuçyus, buda kitabın her yerinde.
ilginç uzak doğu hikayeleride mevcut. meraklısına.
eklemekte fayda var. çeviri biraz yavan kalmış gibi. cümlelerde düşüklük söz konusu. ufak tefek yazım hatası da var.
okunursa iyi olur. olabilir.
alıntılar;
çayı ilkin ilaç olarak kullanılmaya başlandı, zamanla bir içeceğe dönüştü.
insanoğlunun trajikomik hayat mücadelesine ilgisiz kalanlara kendi aramızda " çaysız adam " derdik.
sadece söylemen gerektiğini söyleyin susmak bir nezaket göstergesidir.
aslında modern insanların cennetini büyük güç ve servet mücadelesi bozdu.
taoistler toplum kurallarına ve ahlaki değerlere ağızlarına geleni söyleyenlerdir. çünkü onlar için doğru ve yanlış göreli kavramlardır.
tanımlama her zaman kısıtlamadır. tanımlar sabit ve değişmez.
ahlaki standartlarımız toplumun eski ihtiyaçları tarafından şekillenmiştir. Ama toplum her zaman aynı mı kalır?
dünyanın kendisi oldukça saçma iken birisi nasıl olur da dünya hakkında bu derece ciddi olabilir.
merhamet, tasarruf, alçakgönüllülük
içinde bulunduğumuz demokratik çağda insanlar kendi duygularını göz ardı ederek çoğunluğun iyi olarak nitelediği şeylere yönliyor.
birisi kendini güzelleştirmediği sürece güzele yaklaşmasıda mümkün değildir.
farkına varmak istersek mükemmelliğin her yerde olduğunu görürüz.
kakuzo okakura
çeviri: ece attila
çay kitabı
alakarga yayınları
75 sayfa
kalkim bi çay demlim.
ne ! çay mı bitmiş.
şekersiz.
bu cümleleri kendimi bildim bileli kuruyorum. çay tiryakisi olmasam da, çay sever diyebilirim kendime.
çay bardağının dış görünüşüne az önem verdim hep, demiyle ilgilendim.
böylece çaya ufak parantez açıp kitaba dönelim.
çay kitabı, ilk gördüğümde içimde okuma hissi uyandıran, porselen, kullanışlı demliğin fotoğrafını
kapağında barındıran , ince, akışkan, okunası bir kitap.
bu kitapla çay ın uzak doğu kültüründe ki yerini tespit edebilirsin. zen, tao, konfuçyus, buda kitabın her yerinde.
ilginç uzak doğu hikayeleride mevcut. meraklısına.
eklemekte fayda var. çeviri biraz yavan kalmış gibi. cümlelerde düşüklük söz konusu. ufak tefek yazım hatası da var.
okunursa iyi olur. olabilir.
alıntılar;
çayı ilkin ilaç olarak kullanılmaya başlandı, zamanla bir içeceğe dönüştü.
insanoğlunun trajikomik hayat mücadelesine ilgisiz kalanlara kendi aramızda " çaysız adam " derdik.
sadece söylemen gerektiğini söyleyin susmak bir nezaket göstergesidir.
aslında modern insanların cennetini büyük güç ve servet mücadelesi bozdu.
taoistler toplum kurallarına ve ahlaki değerlere ağızlarına geleni söyleyenlerdir. çünkü onlar için doğru ve yanlış göreli kavramlardır.
tanımlama her zaman kısıtlamadır. tanımlar sabit ve değişmez.
ahlaki standartlarımız toplumun eski ihtiyaçları tarafından şekillenmiştir. Ama toplum her zaman aynı mı kalır?
dünyanın kendisi oldukça saçma iken birisi nasıl olur da dünya hakkında bu derece ciddi olabilir.
merhamet, tasarruf, alçakgönüllülük
içinde bulunduğumuz demokratik çağda insanlar kendi duygularını göz ardı ederek çoğunluğun iyi olarak nitelediği şeylere yönliyor.
birisi kendini güzelleştirmediği sürece güzele yaklaşmasıda mümkün değildir.
farkına varmak istersek mükemmelliğin her yerde olduğunu görürüz.
kakuzo okakura
çeviri: ece attila
çay kitabı
alakarga yayınları
75 sayfa
Etiketler:
çay,
çay kitabı,
kakuzo okakura,
tao,
zen
28 Eylül 2014 Pazar
oğuz atay - tutunamayanlar eleştirisi
eylül ayı geldi geçti bile, kütüphane çalışmasından dolayı okumalar azaldı. Eylül itibariyle havalar da
karardı.
gel zaman git zaman oğuz atay' ın tutunamayanlarını yeni bitirdim. ilginç, okunası kitaplardan. hatta
onların ilk sıralarında geliyor.
işi açıkçası anlaşılması ve okuması zor olan çalışmalardan değil. ara ara romanlarda rastladığımız
benim pek beğenmediğim konu dağılması, konu genişlerken kurgu patlaması gibi olaylar söz konusu.
fakat şiirsel anlatımı, değindiği konular, kahramanların tutunamaması beni romanın içine çekti.
okudukça açılıyor, açıldıkça okuyor.
sen de oku derim.
kitabı bende canlı tutan alıntılara geçelim.
o, ömrü boyunca hep acele etmiştir. bu yüzden de hep geç kalmıştır.
üçüncü boyutunu kaybedip, bir düzlem olacaksın ve bende seni duvarda bir çiviye asacağım.
başka bir hayatın olabilirdi selim. seni istemeyenlerin dışında bir düzen kurabilirdin.
hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir.
özellikle en yakınınız sizi aptalca bir yarışma duygusuna sürükler.
hürriyeti seçti, yani sokağa düştü.
mağlubiyet hakkındaki hükmü tarihe bırakalım ve serencama devam edelim.
hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz.
ne yapmalı, bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlık benimseyerek,bu renksiz kokusuz varlıkla yetinmeli mi? yoksa başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı,köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi?
kendini çözemeyen kişi kendi dışında, hiç bir sorunu çözemez.
düzenli bir çalışma düzenine girebilmek için, üç temel sorunu çözmek gerekir. kendini tanımak kendini eleştirmek, dış etkenlerin uyutucu durgunluğuna kapılmamak.
onların düzenini korumak için gerekli olan sahte değerlere öem vermeyelim.
ne olur tutma artık beni hece vezniyle, allahın, senin ve tüm sevenlerin izniyle, çözülsün zincirlerim tutulan kol çalışsın. bir espri uğruna harcatmayın, alışsın.
tutunamayanlar, anlatamıyorlar ,anlatılmayanı.
hayat çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktı.
gökten bir musibet insin. lakin bu kavga dinsin.bu ehli sefalet dinsin. bana yardımcı olan sensin.
eşyam sadece basit bir iki tahta parçasından ibaretti,bu kadar şeyde bana tefekkür için yetti.
tarih bir tahriften ibarettir.
insanlar yüzünüze bakınca sizden bir şeyler koparabileceğini düşünmemeli.
bu ikinci sınıf pastahanede oturmuş boş hayaller kuruyorum.
yeni bir dünya var anlıyor musun olric? her şeyi geride bırakmak gerekiyor.
yarından korktuğumuz için, düne köle gibi bağlanacak mıyız?
bütün hayatımızı yersiz çekingenliklerle mi geçireceğiz olric?
manava inandığım halde beni aldatıyor namussuz.
daha adını öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum.
anlamasa da olur. kimse anlamasa da olur gerçek hürriyet budur olric. ben anlıyorum anlatamasam da olur.
cennet muhallebiden duvarlar demek değildir. sayın yetkili cennet insanları birbirlerini dinlemeleri demektir. birbirlerini anlamaları, birbirlerinin farkında lmaları demektir.
duvarları yıkmayı akıl ederse ,sıkıcı olmamayı da becerirler.
beter olsun diyeceğim oysa beter olan benim.
kendimden kuşkulanmadığım için, kimse de bende kuşkulanmayacak.
tek başın bir tadı olmuyor başarısızlığın.
oğuz atay
tutunamayanlar
iletişim yayınları
724 sayfa.
karardı.
gel zaman git zaman oğuz atay' ın tutunamayanlarını yeni bitirdim. ilginç, okunası kitaplardan. hatta
onların ilk sıralarında geliyor.
işi açıkçası anlaşılması ve okuması zor olan çalışmalardan değil. ara ara romanlarda rastladığımız
benim pek beğenmediğim konu dağılması, konu genişlerken kurgu patlaması gibi olaylar söz konusu.
fakat şiirsel anlatımı, değindiği konular, kahramanların tutunamaması beni romanın içine çekti.
okudukça açılıyor, açıldıkça okuyor.
sen de oku derim.
kitabı bende canlı tutan alıntılara geçelim.
o, ömrü boyunca hep acele etmiştir. bu yüzden de hep geç kalmıştır.
üçüncü boyutunu kaybedip, bir düzlem olacaksın ve bende seni duvarda bir çiviye asacağım.
başka bir hayatın olabilirdi selim. seni istemeyenlerin dışında bir düzen kurabilirdin.
hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir.
özellikle en yakınınız sizi aptalca bir yarışma duygusuna sürükler.
hürriyeti seçti, yani sokağa düştü.
mağlubiyet hakkındaki hükmü tarihe bırakalım ve serencama devam edelim.
hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz.
ne yapmalı, bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlık benimseyerek,bu renksiz kokusuz varlıkla yetinmeli mi? yoksa başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı,köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi?
kendini çözemeyen kişi kendi dışında, hiç bir sorunu çözemez.
düzenli bir çalışma düzenine girebilmek için, üç temel sorunu çözmek gerekir. kendini tanımak kendini eleştirmek, dış etkenlerin uyutucu durgunluğuna kapılmamak.
onların düzenini korumak için gerekli olan sahte değerlere öem vermeyelim.
ne olur tutma artık beni hece vezniyle, allahın, senin ve tüm sevenlerin izniyle, çözülsün zincirlerim tutulan kol çalışsın. bir espri uğruna harcatmayın, alışsın.
tutunamayanlar, anlatamıyorlar ,anlatılmayanı.
hayat çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktı.
gökten bir musibet insin. lakin bu kavga dinsin.bu ehli sefalet dinsin. bana yardımcı olan sensin.
eşyam sadece basit bir iki tahta parçasından ibaretti,bu kadar şeyde bana tefekkür için yetti.
tarih bir tahriften ibarettir.
insanlar yüzünüze bakınca sizden bir şeyler koparabileceğini düşünmemeli.
bu ikinci sınıf pastahanede oturmuş boş hayaller kuruyorum.
yeni bir dünya var anlıyor musun olric? her şeyi geride bırakmak gerekiyor.
yarından korktuğumuz için, düne köle gibi bağlanacak mıyız?
bütün hayatımızı yersiz çekingenliklerle mi geçireceğiz olric?
manava inandığım halde beni aldatıyor namussuz.
daha adını öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum.
anlamasa da olur. kimse anlamasa da olur gerçek hürriyet budur olric. ben anlıyorum anlatamasam da olur.
cennet muhallebiden duvarlar demek değildir. sayın yetkili cennet insanları birbirlerini dinlemeleri demektir. birbirlerini anlamaları, birbirlerinin farkında lmaları demektir.
duvarları yıkmayı akıl ederse ,sıkıcı olmamayı da becerirler.
beter olsun diyeceğim oysa beter olan benim.
kendimden kuşkulanmadığım için, kimse de bende kuşkulanmayacak.
tek başın bir tadı olmuyor başarısızlığın.
oğuz atay
tutunamayanlar
iletişim yayınları
724 sayfa.
16 Ağustos 2014 Cumartesi
metin yeğin - adları ve yüzleri olmayanlar - marcos'la on gün
yazar kitabını şöyle bitiriyor, paranın dünyasına ve bütün otoritelere kafa
tutan zapatist dünyasının dilini anlatmaya çalıştık.
teşekkür ederim, telsiz konuşmalarında ki gibi cevaplayacak olursam anlaşıldı,
açık ve net.
yolculuk, seyahat yazılarının sıkı taraftarıyım.
belki hiçbir zaman gidilemeyecek yerlere okuyucuları götürüyor.
anlatılan dilin kuvvetide bizi aynı oranda olayın iç.ine sokuyor.
metin yeğin in 15 yıl önce çıktığı yolculuğa bende çıkmak isterdim. ona yoldaş olmak isterdim.
meksikanın dağlarında ,tepelerinde, tropik ormanlarında amaç uğruna gezilerimi tamamlamak isterdim.
latin amerikanın bir ülkesinden başka bir ülkesine geçmek isterdim.
hayattan hep çok şey istedim. ama sahiplik dürtüsü olmadan. neyse.
biz de elbet kendi hikayemizi yazarız.
ilgimin fazla oluşundan dolayı , gezi yazılarını hızlı okurum.
bir veya iki gecede biter. dolayısıyla değerlendirmek daha kolay olur.
kitabın başı ve sonuyla ilgili bütünlüğü korursun.
adları ve yüzleri olmayanlara gelince, kitap gezi notları, bilgiler, mektuplarla dolu, aydınlatıcı bir kitap.
edebi akıcılık cümle bütünlüğü daha iyi olabilir. biraz yavan geldi bana. bir de kitapta çok tekrar yapılmış.
olaylar iki defa okuyucuya aktarılmış.
sonuç olarak kitap 4 gözle pür dikkat okunmalı. hayata karşı nasıl mücadele edilmeli, yeni sorular eklenmeli.
alıntılar
zapata vive, la lucha sigue zapata yaşıyor, mücadele sürüyor.
latin amerikanın övülesi umursamazlığı
ben başka bir şeyden bahsediyorum, esmeye başlayan başka bir rüzgardan. supmarcos
renkler değişecek, diller, mekan, isimler değişecek,fakat insanlar,sömürü yoksulluk ve ölüm aynı.
rüzgar, yağmur ve güneş bize toprağı ne zaman ekeceğimizi biçeceğimizi söylediği gibi, umudunda yeşertilip biçileceğini söyle.
companeros yoldaşlar
eğer tarihi yazanların sesi ziadesiyle duyulmuyorsa, bu zulmedilmişlerin sesinin henüz çıkmadığındandır.
ölüler sadece unutuldukları zman ölüdürler.
salven ip, salven se. onu kurtar, kendinide kurtar.
lacandona ormanları
ezilenlerin kendi isimleri ve tarihleri, kendi mücadeleleri ve özlemleri vardır.
kıta shawe vazgeçme
dikilmesi ve büyütülmesi gereken bir ağaç, tutuşturulması gerekn bir hayal. submarcos
demokrosi özgürlük adalet
bakmayı öğrenmek
bakmak ve savaşmak , bakışlarını yönetmeyi bilen için yeterli değildir,sabırlı ve güçlü olmalısın.
biz iktidarı değil, dans edebileceğimiz bir yer istiyoruz. supmarcos
her şey heskes için, hiçbir şey bizim için değil.
adios, astala victoria . khoşçakal, zaferde görüşürüz.
kumandan tacho, davido ve kadın kumandan ramona
bir yüzü ve adı olanlar, maskesiz ve silahsız fakat herşeye karşın yine zapatistalar...
sivil ve barışçıl mücadele için.
onalara ve herkese söylemek isterim ki hiçbir şey cezadan muaf değildir. supmarcos
biz insanlara inanıyoruz. biz insan doğasının iyi olduğuna inanıyoruz.
biz bir soru hareketiyiz.
artık burda bizimsavaşmak başka bir çaremiz yok ve kazanmak zorundayız. çünkü eğer kaybedersek insalıkta kaybedecek.
eğer bize ne istediğmizi sorarsanız, utanmazca cevap veririz, taqrihe çizik atmak.
neoliberalizmin vahşi markerketinin bize sattığından daha başka değişik bir dünya mümkün.
Marcos,israilde filistinli, bosnada müslüman, saat ondan sonra dünyanın herhangi bir yerinde kadın, san franciscoda bir gay ve meksikada bir zapatistadır.
adları ve yüzleri olmayanlar
marcos la on gün
metin yeğin
su yayınları
198 sayfa.
tutan zapatist dünyasının dilini anlatmaya çalıştık.
teşekkür ederim, telsiz konuşmalarında ki gibi cevaplayacak olursam anlaşıldı,
açık ve net.
yolculuk, seyahat yazılarının sıkı taraftarıyım.
belki hiçbir zaman gidilemeyecek yerlere okuyucuları götürüyor.
anlatılan dilin kuvvetide bizi aynı oranda olayın iç.ine sokuyor.
metin yeğin in 15 yıl önce çıktığı yolculuğa bende çıkmak isterdim. ona yoldaş olmak isterdim.
meksikanın dağlarında ,tepelerinde, tropik ormanlarında amaç uğruna gezilerimi tamamlamak isterdim.
latin amerikanın bir ülkesinden başka bir ülkesine geçmek isterdim.
hayattan hep çok şey istedim. ama sahiplik dürtüsü olmadan. neyse.
biz de elbet kendi hikayemizi yazarız.
ilgimin fazla oluşundan dolayı , gezi yazılarını hızlı okurum.
bir veya iki gecede biter. dolayısıyla değerlendirmek daha kolay olur.
kitabın başı ve sonuyla ilgili bütünlüğü korursun.
adları ve yüzleri olmayanlara gelince, kitap gezi notları, bilgiler, mektuplarla dolu, aydınlatıcı bir kitap.
edebi akıcılık cümle bütünlüğü daha iyi olabilir. biraz yavan geldi bana. bir de kitapta çok tekrar yapılmış.
olaylar iki defa okuyucuya aktarılmış.
sonuç olarak kitap 4 gözle pür dikkat okunmalı. hayata karşı nasıl mücadele edilmeli, yeni sorular eklenmeli.
alıntılar
zapata vive, la lucha sigue zapata yaşıyor, mücadele sürüyor.
latin amerikanın övülesi umursamazlığı
ben başka bir şeyden bahsediyorum, esmeye başlayan başka bir rüzgardan. supmarcos
renkler değişecek, diller, mekan, isimler değişecek,fakat insanlar,sömürü yoksulluk ve ölüm aynı.
rüzgar, yağmur ve güneş bize toprağı ne zaman ekeceğimizi biçeceğimizi söylediği gibi, umudunda yeşertilip biçileceğini söyle.
companeros yoldaşlar
eğer tarihi yazanların sesi ziadesiyle duyulmuyorsa, bu zulmedilmişlerin sesinin henüz çıkmadığındandır.
ölüler sadece unutuldukları zman ölüdürler.
salven ip, salven se. onu kurtar, kendinide kurtar.
lacandona ormanları
ezilenlerin kendi isimleri ve tarihleri, kendi mücadeleleri ve özlemleri vardır.
kıta shawe vazgeçme
dikilmesi ve büyütülmesi gereken bir ağaç, tutuşturulması gerekn bir hayal. submarcos
demokrosi özgürlük adalet
bakmayı öğrenmek
bakmak ve savaşmak , bakışlarını yönetmeyi bilen için yeterli değildir,sabırlı ve güçlü olmalısın.
biz iktidarı değil, dans edebileceğimiz bir yer istiyoruz. supmarcos
her şey heskes için, hiçbir şey bizim için değil.
adios, astala victoria . khoşçakal, zaferde görüşürüz.
kumandan tacho, davido ve kadın kumandan ramona
bir yüzü ve adı olanlar, maskesiz ve silahsız fakat herşeye karşın yine zapatistalar...
sivil ve barışçıl mücadele için.
onalara ve herkese söylemek isterim ki hiçbir şey cezadan muaf değildir. supmarcos
biz insanlara inanıyoruz. biz insan doğasının iyi olduğuna inanıyoruz.
biz bir soru hareketiyiz.
artık burda bizimsavaşmak başka bir çaremiz yok ve kazanmak zorundayız. çünkü eğer kaybedersek insalıkta kaybedecek.
eğer bize ne istediğmizi sorarsanız, utanmazca cevap veririz, taqrihe çizik atmak.
neoliberalizmin vahşi markerketinin bize sattığından daha başka değişik bir dünya mümkün.
Marcos,israilde filistinli, bosnada müslüman, saat ondan sonra dünyanın herhangi bir yerinde kadın, san franciscoda bir gay ve meksikada bir zapatistadır.
adları ve yüzleri olmayanlar
marcos la on gün
metin yeğin
su yayınları
198 sayfa.
10 Ağustos 2014 Pazar
gabriel de tarde - geleceğin tarihinden alıntılar
günün sonuna gelmiştim.amma yorucu gündü. sıcak, şevkatli akşam yemeğinden sonra çay
eşliğinde annemle sohbete başladık. açık radyoda duyduğu , gabriel de tarde yle bende dolaylı
tanışmış oldum.
gabriel de tarde nin yazıları seneler sonra takipçisi tarafından derlenmiş ve kitaplaşmış. Bu şekildeki
derlemeler bana çok dramatik geliyor.
Geleceğin insan yaşamından kesitler sunmuş. Günümüze pay biçilen olaylar , tasvirler.
Gabriel de tarde nin geniş hayal dünyasına bakış atmış bulunduk.
Okunması kolay, çevirisi vasat bir kitap olmuş. Fakat bu tip kitapların dilimize kazandırılması,
okuyabilme fırsatı sunulması çok önemli.
geleceğe yönelen , geleceği anlatan kitaplar çok hoşuma gidiyor. Zaman makinesini yaşıyorum.
kitabın inceliği bu zevkime sekte vursa da, keyifle okuduğum kitaplar hanesine ekliyorum.
Alıntılar
artık insanlar başkasının payını ve kısmetini elde etmeye çalışmıyordu.
unutmak mutluluğun başlangıcıdır.
belli bir süre sonra ihtiraslı biri kalmadı artık.
öyle bir sessizlik ki duvarın kalınlığına rağmen kar yağışı duyuluyordu adeta.
ortadan kalkan ihtiyaçların kalplerde bıraktığı boşluğu yetenekler alıyor.
sanatçı keyif için yaratır, sadece bu şekilde yaratabilir.
kendine hizmet etmek ve karşılıklı hizmet etmek.
şu bizim yeraltı dünyamızda kadınlarımızdan daha güzel ve daha doğal bir şey yoktu gerçekten.
sevilen kadından başka vatan yok artık şimdi, ona duyulan özlemin verdiği acıdan başka acı yok
artık.
gabriel de tarde
geleceğin tarihinden alıntılar
asıl dil: fransızca
çeviri: özcan doğan
say yayınları
112 sayfa.
eşliğinde annemle sohbete başladık. açık radyoda duyduğu , gabriel de tarde yle bende dolaylı
tanışmış oldum.
gabriel de tarde nin yazıları seneler sonra takipçisi tarafından derlenmiş ve kitaplaşmış. Bu şekildeki
derlemeler bana çok dramatik geliyor.
Geleceğin insan yaşamından kesitler sunmuş. Günümüze pay biçilen olaylar , tasvirler.
Gabriel de tarde nin geniş hayal dünyasına bakış atmış bulunduk.
Okunması kolay, çevirisi vasat bir kitap olmuş. Fakat bu tip kitapların dilimize kazandırılması,
okuyabilme fırsatı sunulması çok önemli.
geleceğe yönelen , geleceği anlatan kitaplar çok hoşuma gidiyor. Zaman makinesini yaşıyorum.
kitabın inceliği bu zevkime sekte vursa da, keyifle okuduğum kitaplar hanesine ekliyorum.
Alıntılar
artık insanlar başkasının payını ve kısmetini elde etmeye çalışmıyordu.
unutmak mutluluğun başlangıcıdır.
belli bir süre sonra ihtiraslı biri kalmadı artık.
öyle bir sessizlik ki duvarın kalınlığına rağmen kar yağışı duyuluyordu adeta.
ortadan kalkan ihtiyaçların kalplerde bıraktığı boşluğu yetenekler alıyor.
sanatçı keyif için yaratır, sadece bu şekilde yaratabilir.
kendine hizmet etmek ve karşılıklı hizmet etmek.
şu bizim yeraltı dünyamızda kadınlarımızdan daha güzel ve daha doğal bir şey yoktu gerçekten.
sevilen kadından başka vatan yok artık şimdi, ona duyulan özlemin verdiği acıdan başka acı yok
artık.
gabriel de tarde
geleceğin tarihinden alıntılar
asıl dil: fransızca
çeviri: özcan doğan
say yayınları
112 sayfa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)